Asmadan Müze'de de küçük bir amphora seçkisinin yanı sıra amphoraların Anadolu kıyılarındaki yolculuğunu gösteren haritayı görebilirsiniz.
Amfora (Amphiphoreus) sözcüğünü ilk kez Troya savaşını anlatan destan şairi Homeros'ta görmekteyiz. Troya'da Homeros zamanından çok önce, MÖ 3. Bin'e tarihlenen 2. Kent katmanında yüksekliği 50 cm'yi aşan çift kulplu testilere rastlanmıştır. Müzemizdeki en eski amphoralar ise MÖ 3. ve 2. yüzyıllara tarihlenmektedir.
MÖ 2. Binin başlarından itibaren; Suriye, Filistin, Lübnan, Kıbrıs, Girit ve Mısır'ın yer aldığı Doğu Akdeniz ticaretinin gelişmesiyle ticari tür uzun mesafe taşıma kaplarının yoğun olarak kullanılması ve bu amaca uygun bir formun geliştirilmesi gereksinimi doğmuştur.
Yumurta formunda bir gövdesi, dar bir ağzı ve oldukça kısa boynu olan çift kulplu testiler ilk olarak Kuzey Lübnan ve Suriye kıyılarında görülmeye başlar. Müzemizdeki amphoralar ise sivri diplidir.
MÖ 8. Yüzyıldan başlayarak Akdeniz ticaretinde Yunanlar Fenikelilerin yerini alırlar. Onlarla birlikte amforalar günümüzde bilinen şekillerine ulaşır. MÖ 6. Yüzyıldan başlayarak Khios (Sakız), Samos (Sisam), Lesbos (Midilli), Klazomenai (Urla İskelesi) ve Miletos kendilerine özgü amforaları ile şarap ve zeytinyağlarını Akdeniz, Ege ve Karadeniz kıyılarındaki kolonilere ihraç ederler.
Müzemizdeki Akdeniz amphoraları da aynı amaçla kullanılmıştır.